Bir dönem “gerçek” önemliydi.
Sonra Post-Truth dönemi geldi.
Bu çağda insanların neye inandığı, gerçekte ne olduğundan daha değerli hale geldi. Gerçeklik yerini algıya bıraktı. İmaj, hakikatin önüne geçti.
Bugün ise iş hayatında ve siyasette yeni bir dönemin içindeyiz.
Ben buna “Post-Virtue” dönemi diyorum.
Bu dönemde artık değerlerin önüne erdem değil, fayda geçiyor.
İnsanlar bir yöneticinin dürüst olup olmadığını değil, işlerine yarayıp yaramadığını sorguluyor.
Bir liderin adil olup olmadığını değil, kazanıp kazanmadığını merak ediyor.
Bir kurumun etik olup olmadığını değil, ne kadar güçlü olduğunu ölçüyor.
Kısacası;
Post-Truth’ta gerçeklerin önüne algı geçti.
POST-VIRTUE DÖNEMİNDE İSE, DEĞERLERİN ÖNÜNE ÇIKAR GEÇTİ!
Karakterden çok görünürlük…
Bilgelikten çok kibir dili…
Liyakatten çok kişisel ve politik bağlantılar konuşuluyor.
Youtube da yaptığımız Kariyer Otopsileri programı için yaptığımız gözlem, tecrübe ve araştırmalarda yıllardır aynı tabloyu görüyoruz.
Kurumları çökerten liderlerin çoğu üç ortak özelliğe sahip:
* GERİ BİLDİRİME KAPALILIK, Cahil lider bilmediğini bilmez. Geri besleme almaz. Öğrenmeyi bırakır. Ünvanını bilgeliğiyle karıştırır.
* KORKAKLIK, Korkak lider doğruyu bildiği halde söyleyemez. Karar vermesi gerekir. Ama ertelemeyi seçer.
* AÇGÖZLÜLÜK, Açgözlü lider gücü kendisi için ister. Hiçbir başarı yetmez. Her şey daha fazlası içindir. Sonunda insanları araç olarak görmeye başlar.
BU ÜÇÜ BİRLEŞTİĞİNDE; KURUMLAR BÜYÜR GİBİ GÖRÜNÜR, AMA İÇTEN ÇÜRÜMEYE BAŞLAR…
Oysa önümüzdeki dönemde ihtiyaç duyacağımız liderlik modeli farklı…
POST-VİRTUE DÖNEMİNDE ÇOĞU ZAMAN KURUMLARI KRİZLERE SÜRÜKLEYEN ŞEY STRATEJİ EKSİKLİĞİ DEĞİL, ERDEM VE KARAKTER EKSİKLİĞİDİR.
Ben buna “Etkili ve Erdemli Liderlik” diyorum.
Tam karşıtı kaslara sahip olan. Üç toksik özelliği gerçek liderliğe çeviren üç yetkinlik;
FARKINDALIK, Kendini tanımak, güçlü yönlerini, erdemlerini ve psikolojik sermayeni bilmek. Öncelikle öz-liderlik yapmak. Oyunu ve insanları okumak.Geri bildirimi şampiyonların kahvaltısı olarak görmek.
CESARET, Korkuya rağmen doğru olanı yapabilmek.
DENGE, Duygusal regülasyon ve ilişki yönetimi. Güç ile vicdan arasında yürüyebilmek. Nerede aklın nerde kalbin devreye girebileceğini bilmek. Kendini aklınla, başkalarını kalbinle yönetmek. Neyin ilaç neyin zehir olduğu konusunda dozuna karar verebilmek.
Gelecekte başarılı olacak liderler yalnızca sonuç üretenler olmayacak.
İnsanlara anlam verebilenler olacak.
Çünkü kariyerler karakter ve yetenekle yükselir…
Ama kurumlar ve medeniyetler erdemle ayakta kalır.
KARİYER OTOPSİLERİ’NDE SIK GÖRDÜĞÜMÜZ HİKÂYE
Bir yönetici düşünün.
İlk yıllarında çalışkanlığı, dürüstlüğü ve ekip ruhuyla yükseliyor.
Herkes onu seviyor.
Çünkü değerleri temsil ediyor.
Sonra şirket büyüyor.
Politika artıyor.
Güç mücadeleleri başlıyor.
Ve bir gün aynı yönetici bir tercih yapmak zorunda kalıyor:
Doğru olanı mı yapacak?
Yoksa işine yarayanı mı?
İşte kariyerlerin kırıldığı yer tam da burasıdır!
Çünkü çoğu insan değerlerinden vazgeçerek güç kazanacağını düşünür.
Kısa vadede haklıdır.
Ancak uzun vadede; güven sermayesini tüketir.
Youtube’da Kariyer Otopsileri programında yıllardır gördüğümüz ve hep anlattığımız şey şudur:
Yetenek eksikliği birçok kariyeri yavaşlatır. Karakter eksikliği ise kariyerleri bitirir.
ROMA’DAN BUGÜNE DEĞİŞMEYEN KURAL
En son kariyer otopsilerinde yorumladığımız Gladyatör filmindeki Commodus karakterini düşünün;
Gücü vardı.
Ordusu vardı.
Tahtı vardı.
Ama erdemi yoktu.
Marcus Aurelius’un temsil ettiği değerlerle değil, kendi çıkarlarıyla hareket etti.
Sonunda kaybettiği şey iktidarı değil;
Meşruiyetiydi.
Çünkü insanlar güç sahiplerini bir süre takip eder.
Ama yalnızca karakter sahibi liderlere inanırlar.
ŞİRKETLERDE YENİ HASTALIK
Bugün birçok kurumda toplantılarda şu cümle duyulur:
“Haklı olman veya mazeretin olması önemli değil, sonuç getir bir yol bulamıyorsan bir yol yarat.”
İlk bakışta mantıklı görünür.
Ancak zamanla kurumun DNA’sını bozar.
Çünkü insanlar sonuç üretmek için önce küçük tavizler verir.
Sonra büyük tavizler.
Sonra da taviz vermeyi normal kabul eder.
Bir süre sonra şirketin değerleri duvardaki çerçevede veya web sitesinde şeklen asılı kalır.
Kararlar ise tamamen çıkar hesaplarıyla alınır.
İşte Post-Virtue kültürü budur.
LİDERLİKTE ASIL SERMAYE
Peter Drucker’ın yıllar önce söylediği bir şey vardı:
“Kültür stratejiyi kahvaltıda yer.”
Bugün buna bir ekleme yapmak gerekiyor:
KARAKTER DE KÜLTÜRÜ KAHVALTIDA YER!
Çünkü kurumların gerçek kültürü yazılanlar değil, liderlerin tolere ettikleridir.
Bir yönetici dürüstlükten bahsedip,
* Rakamlarla oynayıp gerçekleri yansıtmayan sunumcuların showunu ödüllendiriyorsa;
* Adaletten / hakkaniyetten bahsedip adam kayırıyorsa;
* Şeffaflıktan bahsedip bilgiyi saklıyorsa;
kurumun değerleri değil, yöneticinin davranışları kazanır.
SONUÇ
Post-Truth çağında insanlar zaten gerçeği kaybetti.
Post-Virtue çağında ise; değerlerini kaybetme riski taşıyor!
Kariyerler için de kurumlar için de
ASIL SORU ARTIK ŞU:
“NE KADAR BAŞARILISIN?” DEĞİL.
“BAŞARIRKEN NEYE DÖNÜŞTÜN?”
Çünkü tarihte birçok insan güç kazandı.
Ama çok azı saygınlığını koruyabildi.
Ve kariyer otopsilerinin gösterdiği en sert gerçek şudur:
BAŞARI KAYBEDİLDİĞİNDE YENİDEN KAZANILABİLİR.
İTİBAR KAYBEDİLDİĞİNDE İSE ÇOĞU ZAMAN SADECE HİKÂYESİ KALIR.
Post-virtue dönemi; değerlerin yerine çıkarların geçtiği bir dönem.
Bu dönemde liderleri ayıran şey;
Zekâları olmayacak.
Bilgileri olmayacak.
Cesaretleri olacak.
Karakterleri olacak.
Çünkü yapay zekâ bilgiyi çoğaltabilir.
Ama karakter üretemez.
Veri üretebilir.
Ama vicdan üretemez.
Bu yüzden geleceğin liderlik sorusu şudur:
Ne kadar biliyorsun?
Değil.
NE KADAR İNSANSIN?
NE KADAR ETKİLİ VE ERDEMLİSİN?
Son söz olarak sizlere iki varoluşsal soru bırakmak istiyorum.
Kimsiniz?
Ve gerçekten ne istiyorsunuz?
Bu iki soruya dürüst cevap verebilirseniz;
Kariyerinizi,
Şirketinizi,
Liderliğinizi,
İlişkilerinizi,
Hatta hayatınızı yeniden tasarlayabilirsiniz.
Çünkü insanın en büyük zaferi başkalarını yönetmesi değildir.
Öncelikle kendisini yönetebilmesidir.
KENDİSİNDEN YOLA ÇIKARAK HAKİKATE ULAŞMASIDIR.
Bütün kariyer trajedileri ve bütün liderlik başarıları bu iki soruya dayanıyor:
Kimsiniz?
Ne istiyorsunuz?
İnsanların çoğu ikinci soruya cevap veriyor.
‘CEO olmak istiyorum.’
‘Daha çok para kazanmak istiyorum.’
‘Patron olmak istiyorum.’
‘Ünlü olmak istiyorum.’
Ama birinci soruya cevap veremiyor.
Kimsiniz?
Çünkü insan, kim olduğunu bilmeden ne istediğine karar verdiğinde hayatını başkalarının beklentilerine kiralar.
Bugün dünyanın en büyük liderlik krizlerinden biri budur.
İNSANLAR HEDEF SAHİBİ. AMA KİMLİK SAHİBİ DEĞİL!
SONUÇ?
Çok başarılı görünen ama mutsuz insanlar.
Çok güçlü görünen ama korkan yöneticiler.
Çok zengin görünen ama anlam yoksulu hayatlar.
Kariyer Otopsileri bize şunu gösteriyor:
İNSANLAR BAŞARISIZ OLDUKLARI İÇİN KAYBOLMAZLAR.
KENDİLERİNİ KAYBETTİKLERİ İÇİN KAYBOLURLAR.
Steve Jobs bir gün Apple’dan kovuldu. Ama kim olduğunu biliyordu. Bu yüzden geri döndü. Marka yarattı.
Nelson Mandela 27 yıl hapiste kaldı. Ama kim olduğunu biliyordu. Bu yüzden özgürlüğe çıktığında intikam değil gelecek inşa etti. İz bıraktı.
Mustafa Kemal Atatürk, çöken bir imparatorluğun küllerinden bir ülke kurdu. Çünkü ne istediğinden önce kim olduğunu biliyordu. Tarih yazdı.
Şimdi ikinci soruya gelelim:
Ne istiyorsunuz?
Bu soru sanıldığı kadar kolay değildir.
ÇÜNKÜ İNSANLARIN ÇOĞU KENDİ ARZULARIYLA TOPLUMUN ONLARA YÜKLEDİĞİ ARZULARI KARIŞTIRIR…
Robert Greene’in dediği gibi:
“Birçok insan kendi oyununu oynamaz. Başkalarının oyununda piyon olur”
Kariyer Otopsileri’nde sık gördüğümüz bir tablo vardır:
Bir yönetici düşünün.
Ünvanı var.
Makamı var.
Maaşı yüksek.
Ama bir gün yalnız kaldığında şunu soruyor:
‘BEN BUNU GERÇEKTEN İSTİYOR MUYDUM?’
İşte kriz tam da orada başlıyor.
Çünkü insan yanlış hedefe ulaştığında doğru hedefe ulaşamamış olmaktan daha büyük bir boşluk yaşar.
Çünkü kariyer dediğimiz şey aslında bir unvan yolculuğu değil, bir karakter yolculuğudur.
Farkındalık ve erdem yolculuğudur…
İnsanlar şirketlerden değil;
Kibirli yöneticilerden,
Güvensiz liderlerden,
Açgözlü patronlardan,
Korkak organizasyonlardan ayrılır.
BİR KURUMUN KÜLTÜRÜ ASLINDA YÖNETİCİLERİNİN KARAKTERLERİNİN TOPLAMIDIR.
Peki, “İyi İş“ nedir? diye soracak olursanız onun da tarifini yapıp bırakalım.
İYİ İŞ;
* Yüksek ciro değildir,
* Büyük plaza değildir,
* Kalabalık ekip değildir.
İyi iş;
* İnsana değer ve anlam üreten,
* Güven oluşturan,
* Gelecek inşa eden iştir.
Fakat iyi işlerin ortak bir sırrı vardır:
İYİ İŞLER KÖTÜ RUHLARLA SÜRDÜRÜLEMEZ!
Bir süre sonuç alınabilir.
Ama sürdürülemez.
Bugün dünyanın daha fazla teknolojiye ihtiyacı yok.
Daha fazla veriye de ihtiyacı yok.
Dünyanın ihtiyacı olan şey;
* Karakter sahibi etkili liderler,
* Erdemli, vicdan sahibi yöneticiler,
* İyi ruhlu insanlardır.
Çünkü sonunda şunu anlarız:
İyi insanlar iyi ekipler kurar.
İyi ekipler iyi kurumlar kurar.
İyi kurumlar iyi toplumlar kurar.
Ve bütün büyük başarıların arkasında hep aynı sır vardır:
“İYİ İŞLER İYİ RUHLARLA YAPILIR!”
